O Hikaye

Özgürlük, Zaman ve Evren Üzerine Çılgın Bir Hipotez

Özgür olduğunu düşünen milyarlarca insan var. Fikirlerinin ve hareketlerinin hiçbir şeyden etkilenmeden olabileceğini düşünen…
Oysa yıldızın çocuklarıyız.

Bizi oluşturan tüm atomlar, evrende en çok bulunan atomlar. Hidrojen, Oksijen, Karbon ve Azot. Evrenin maddesel olarak büyük bir çoğunluğu bunlardan oluşuyor. Yıldızların içinde pişiyor, oradaki inanılmaz sıcaklık ve basınçla yeni elementlere hayat veriyorlar. Yeni bağlar oluşturuyorlar. Sonra bu yıldızın hayatı sona eriyor. Patlamayla etrafa saçılan sayısız atomlar ve moleküller evreni dolanıyor. Sonra Dünya gibi bir gezegende hayat buluyorlar. Biz özel değiliz. Biz evrendeki en sık rastlanılan atomlardan oluşan biraz kompleks canlılarız.

Bizim ortaya çıkacağımız daha evrenin ilk anında belliydi. O patlamadaki ilk kıvılcım, evrenin sonuna kadar olacak her şeyi belirlemişti zaten. Nasıl mı? Her şey sebep ve sonuçla birbirine bağlanır. Gerçekleşen bir olay bir sonuç doğurur ve bu sonuç da başka bir şeye sebep olur. Yani her sebep bir başka sebebin tohumunu eker. Bu zincirleme olarak sonsuza kadar devam edebilir. Ta ki ortada sebep kalmayıncaya kadar. Determinizm felsefesi de şöyle der; olacak olan her şey daha önceden belliydi. Yani birinin 2020 Temmuz 17’de sabah 09:35:45’te uyanacağı çok önceden belliydi. Eğer büyük patlama teorisinden yola çıkarak bir hipotez yaparsak; yaklaşık olarak 13,8 milyar yıl önce…

Şimdi “Benim beynim var, benim aklım var. Ben bu eşyayı şuradan şuraya istediğim zaman koyarım. Bu benim inisiyatifime bağlıdır.” diyebilirsiniz. Bu gayet doğal bir şey, çünkü insan; yaptığı her şeyin belli olduğu düşüncesiyle yaşayamaz. Bu düşünce insandaki yaşama nedenini alıp götürebilir, fakat içinde bulunduğumuz durumun “belirlenmiş” olma ihtimali bir hayli yüksek.

Eğer evren kapalı bir sistemse ve dışarıdan hiçbir etki altında kalmıyorsa, bu evrenin bir döngü içinde olduğunu işaret eder. Bu döngüyü pi sayısının virgülden sonraki basamağı gibi düşünebiliriz. Yani tekrar etmeyen ve sonsuz gibi görünen bir döngü. Evren yokluğa sıkışmış sonsuz ağırlığın oluşturduğu bir patlama ile başlar ve yine bu patlama yüzünden oluşan materyallerin birbirini çekmesinden dolayı çöküp yine yokluğa sıkışır ve bu da yeni bir patlama ve yeni bir evrene sebep olur. Buna zincirleme bir reaksiyon diyebiliriz ve zamanı 4. boyut olarak kabul edersek, her zincir halkasının çapına da patlama ve çökme arasındaki süre dersek; bu bize sonsuza uzanan bir zinciri işaret edecek. Ve yine hipotezi zorlayarak bu zincirin sonsuzda kapandığını yani bir ucun diğer uçla birleştiğini hayal edelim. Elimizde bir sürü halkanın birleşmesiyle oluşan büyük bir zincir halkası olacak. Bu mantığı da sonsuza vurarak yine döngüyü başa sarabiliriz.

Sonsuz büyüklük ve sonsuz küçüklük arasında boyut farkı var mıdır? Bir saniyeyi ikiye bölelim. Elimizde kalan yarım saniyeyi tekrar ikiye bölelim. Ve bu işleme devam edelim. İkiye bölmede bir sınır yok. Fakat ortada şöyle felsefik bir soru var: Sonsuza kadar bölsek de sıfıra ulaşamıyorsak, her an sonsuz mudur? Buna bir sürü cevap verilebilir. Mesela her anın sonsuz olduğu ve aslında o sonsuz küçüklüğün tüm zamanı kapsaması bu cevaplardan biri olabilir. Ya da aslında zamanın hiç akmadığını, çevremizdeki her şeyin bir yanılsama olduğunu da savunanlar çıkabilir. Ya da daha matematiksel yaklaşıp, sonsuz sayıda sonsuz küçüklük limit işlemiyle çözlür ve muhabbet kapanır. Burada değinmek istediğim aslında zamanın akıp akmadığı değil. Sadece zamanın görevine değinmek istiyorum. Zamanın görevi, bu anlatılanlardan yola çıkarak, her şeyin aynı anda olmasını engellemektir. Yani zaman bir boyut olarak kullanılabilir. Mesela bu mantıkla, yükseklik boyutunun bir binanın katların iç içe geçmesini veya bir insanın ya da her hangi bir maddenin kağıt gibi olmasını engellemek için var olduğu düşünülebilir.

Zaman düşünüldüğü gibi karmaşık değil, tam aksine yükseklik veya derinlik gibi basit algılanmalıdır. Zamanı basit algılayabildiğimiz takdirde her şeyin belirlenmiş olduğu gerçeğiyle de yüzleşebiliriz. Evet, aldığınız hiçbir karar özgür iradenizle değil; sadece zamanın görevini yerine getirmesinden dolayı oluyor olabilir. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, bu, büyük patlamada belirlenmiş olabilir. Hatta zincirin başladığı yer varsa belki de orada belirlenmişti. Çünkü beynimiz 1 kiloluk yağ, su ve çeşitli maddelerden oluşan tek özelliği içinden elektrik geçirerek, tamamen kurulmuş sistemi çalıştırmak. Bu sistemin çalışması da sistemin sahibi olan insanı tabi ki meraklandırıyor ve nasıl sorusu soruluyor. En basit cevap olarak da dinlere yöneliyor. Duygular, bilinç, bilinçaltı, egolar ve daha bir sürü psikolojik terim; insanı sadece olduğu değersizlikten çıkarmaya çalışan yine insanın uydurduğu içi boş, fakat etkileyici evrimleşmeye örnek terimlerdir. İnsan geliştikçe hayatta kalmasını engelleyen yeni ve farklı şeylerle karşılaştı. Özgürlüğünü kısıtlayan şeylerden kaçtı, kendini güvende ve mutlu hissettiği şeylere yöneldi. Bu da insanın doğada hayatta kalmak için adapte olduğu bir şeydi yani sosyallik.

Sosyalleşen insan çevresini etkileyebileceğini farkedince kibirlendi ve bu ağacı ben kestim bu ateşi ben yaktım diyerek egosunu tatmin etti. Egosu tatmin olan insanın sorgulama ihtiyacı kalmadı. Çünkü o zaten mükemmel bir varlıktı. Her kararını özgürce alıyor, her attığı adımı istediği yere atıyordu. Evrenin sonsuzluğu içinde ondan daha değerli bir şey yoktu.

Sonucu yukarıda paylaşmış olduğum resme bağlamak istiyorum. Bu resim tüm evrenin logaritmik ölçekle yapılmış bir haritası. Resmin ayrıntısına bu yazıda girmeye gerek yok, fakat kısaca tüm evren bu resmin içinde ve merkezinde güneş sistemi yer alıyor. En çevredeki kızıllık da patlamanın hala sıcak olan kısımları çünkü evren genişlemeye devam ediyor. Bir patlamanın soğumuş çekirdeğinde kıstırılmış varlıklarız. Yaşayan ya da yaşamış olacak hiç kimse bu resimdeki çemberin dışına çıkamayacakken: Sizce gerçekten özgür müyüz? Yoksa tıpkı sonsuz küçük zaman dilimlerinin zamanın akışını sağlaması gibi, sonsuz evrenin içinde kısılıp kalan ve özgürlükleriyle bu evreni şekillendiren ve etkileyen sonsuz küçüklükteki şeyler miyiz?

Ama ya insanın yaptıkları, bu; belki etkileyici, belki gereksiz, fakat yazarken bir o kadar eğlenceli hipotezdeki gibi belirlenmişse… Bu biraz korkutucu biraz da heves kıran bir şey olurdu. Her şey belirlenmişse neden yaşayalım ki? İşte bu yüzünden bir daha gelemeyeceğimiz bu dünyada tadını çıkarmamız ve fark etmemiz gerektiğini düşündüğüm üç şey var: Şu an, o anı güzelleştiren şey ve sonsuz küçüklüğünüzün içindeki sonsuz büyüklük…

Dipnot: Aslında üç şey; seks, lahmacun ve rock’n roll dur arkadaşlar gerisi hikaye…

Mehmet Gençtürk 2 Mart 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir